Biliopankreatik Diversiyon Veya Bir Başka Adıyla Duodenal Switch

Biliopankreatik Diversiyon Veya Bir Başka Adıyla Duodenal Switch

BPD operasyonu, uzun bir süredir temel tedavi amacıyla kullanılan bir şişmanlık rahatsızlığı tedavisidir. Biliopankreatik Diversiyon, dünyada ilk kez 1979 yılında İtalya’da, Scopinaro isimli İtalyan bir doktorca uygulanmıştır. BPD operasyonu keşfedilene dek, en fazla kullanılan cerrahi obezite işlemi,  Jejuno-İleal Bypass olmaktaydı. Ama (JIB) işlemi geçiren hastalar çokça kayıp verebilseler de, ciddi karaciğer yetmezliği çeşitli ve ciddi iç hastalıkları ayrıca, çok yüksek oranlarda yeme alışkanlığı bozukluğu yaşadıklarından dolayı, 1970lerin ortalarında uygulamadan kaldırılma kararı alınmıştır.

Dr. Scopinaro, zorlu ameliyatın olumlu taraflarını muhafaza edecek fakat olumsuz kısımlarını ortadan kaldırabilmek adına, hayvanlar üzerinde uzun süreli denemelere gitmiştir. 1979 yılına gelindiğinde ise,  ilk Biliopankreatik Diversiyon gerçekleştirilmiş, ilk operasyondan bu güne sadece Dr. Scopinaro’nun sahip olduğu hasta sayısı 2500 olarak kayıt altına alınmıştır.

BPD operasyonlarında, asıl etki, emilim olayının yüksek standartlarda sağlanmasıyla ilgilidir.

Biliopankreatik Diversiyon Nedir?

Bpd olarak ta kısaltabileceğimiz bu operasyon sayesinde, hastanın sahip olduğu midenin alt kısmı kesilip çıkartılır. Geride bırakılan mide ebatı, 200 cc ya da 500 cc boyutu kadardır. Roux-en-Y Gastrik Bypass operasyonlarına göre, çıkartılan midenin boyutu çok daha küçük olmaktadır. Bu sayede, hastalar daha fazla miktarda yemeği midelerine gönderebilecek ve yüksek bir doygunluk oranı sağlayabileceklerdir. Bu operasyonun asıl etkisi, besin emiliminde kısıtlama yaparak kendisini göstermektedir.

biliopankreatik-diversiyon-veya-bir-baska-adiyla-duodenal-switch

Emilim Kısıtlaması Sözüyle Ne Anlatılmak İstenir?

Bu söz ile anlatılmak istenen şudur; Tüketilen besinlerin, içerisinde bulunan bazı değerlerin tümüyle vücuda aktarılmasının önüne geçmek. Örneğin, yağ veya karbonhidratlar, çok ufak parçalara ayrılmadan vücut tarafından alınamazlar. Bunun sağlanması için ise gerekli olan durum pankreastan gelen enzimlerin ve safranın yukarıda saydığımız maddeler ile tepkimeye girmesidir. İşte biz, Bpd operasyonları sayesinde, ince bağırsağın içerisinde bu enzim ve safranın geçişini önleyerek, yağların ve karbonhidratın vücut tarafından emilmesinin önüne geçmekteyiz. Yapılan işlemler sayesinde, tüketile gıdaların, çok çabuk bir hız ile ince barsakta bulunan alta kısmına iletilirler, safra ve pankreasın da bu bölüme iletilmesi sağlanarak, yağ ve karbonhidrat içerikli gıdaların, burada tepkimeye girmesi sağlanır. Ancak takdir edilmelidir ki, oldukça kısa bir uzunluğa sahip bu bölümde, bütün yağın ve karbonhidratın emilimi sağlanamaz ve vücut için yeterli miktarda alındıktan sonra geri kalan kısımlar vücut tarafından dışarı atılırlar.

Emilim oranının düşmesini sağlayan bir diğer yöntem ise, ince bağırsak üzerinde besin geçiş yolunun yarıdan fazla bir şekilde kısaltılmasıdır. İnce bağırsak, yapıları gereği oldukça kıvrımlı ve darıdır. Operasyon ile sağlanması düşünülen durumlardan bir diğeri ise yüzeyin genişletilerek, sıvı geçişinde emilimin yükselmesini sağlamaktır. Bu sayede, ince bağırsaktan geçen gıdalar, bağırsağın yarısı tarafından emilemeyecek ve bu durum da yağ ve karbonhidrat gibi kilo yapıcı gıdaların tamamen emilimini önleyecektir.

Biliopankreatik Diversiyon uygulaması için yukarıda sayılan iki teknik de uygulanabilir. Bu emilim kısıtlama yöntemleriyle hastaların hızlı bir şekilde kilo kaybetmeleri kolaylıkla sağlanmaktadır. Bu sayede, Bpd uygulamaları, sadece kilo kaybını değil, aşırı kiloların sebep olduğu diyabet, yüksek koleterol ve tansiyon gibi rahatsızlıkların da %100 e varan oranlarda iyileşmesini sağlamaktadır.

Peki, Duodenal Switch Ne Demektir?

Pilor kası, mide için en önemli kaz olma özelliğini göstermektedir. Bu kas, mide çıkış alanında bulunmaktadır ve midenin içerisinde yer alan, öğütülmüş ya da öğütülmemiş bütün gıdaların kontrollü bir şekilde çıkışını sağlamaktadır. Bu çıkışı ise oniki parmak barsağından yani duodenuma doğru gerçekleştirilir. Pilo kası, ayrıca pankreastan gelen sindirime yardımcı enzimlerin ve safranın, on iki parmak bağırsağından mideye kaçışını engelleyen bir kastır. Yani pilor kası için, hem bir vana hem de güvenlik için oluşturulmuş bir set diyebiliriz.

Bpd yani Biliopankreatik Diversiyon işlemlerinde, pilor kası midenin alt bölümüyle birlikte alınmaktadır. Bu durumdan dolayı, bu operasyonu geçiren hastalarda dumping sendromu oldukça sık bir şekilde meydana gelebilmektedir. Buna müteakip, pilor kasının olmayışı nedeniyle anastomoz üzerinde ülser meydana gelebilmektedir.

İşte duodenal swtich işlemlerinin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Duodenal işlem, midenin çeşitli teknikler yardımıyla, hacmini küçülterek, pilor kasını korumaktadır. Bu sayede, imce bağırsak, mide ya da pilor kası ardından on iki parmak bağırsağına bağlanmaktadır. Hem Bpd hem de duodenla işlemler bir arada da yapılabilmektedir.

Bahsedilen Bu İki Operasyonun Birbirinden Farkları Nelerdir?

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch işlemleri teknik olarak mideyi uzun olarak kesme ve daralmanın bu yöntemle hayata geçirilmesi prensibine dayanır. LSG operasyonların olduğu gibi bir tüp mide yaratılır. Ancak DS uygulamasında kullanılan tüpün hacmi, sleeve işleminde bulunan örneğe göre daha fazladır. Bir başka farklılık ise, safrayı taşıyan ince bağırsak çok daha üstten ayarlanır. Bu sayede, Biliopankreatik işlemlere oranla ufak bir mideye ve emilim işleminin daha kısa bir alanda gerçekleşmesinin önü açılır.

İsmi geçen ameliyat teknikleri sayesinde midenin boyutu ufaltılmış olsa da, diğer cerrahi obezita işlemlerine oranla daha büyük bir hacim sağlanmıştır. Hastalar neredeyse BPD işlemine yakın bir seviyede yeme durumuna gelirler. BPD/DS işlemi sayesinde, safra ve gıdaların birbirine girdiği bağırsak uzunluk olarak oldukça fazladır. Böylece, DS işlemine oranla daha iyi bir emiş gerçekleşir ve hastanın mineraller ve vitaminler açısından duyduğu eksiklikler daha az bir seviyeye indirgenmiş olur.

DS işlemlerinin standart BPD işlemine nazaran en büyük farkı, pilor kas yapısını korumasıdır. Bu kas muhafaza edildiği için, hastaların büyük sıkıntılar yaşadığı dumping sendromu hemen hemen hiç görülmez. Böylesi bir durumda, hastada yüksek kalite standartlarının daha kolay bir şekilde oluşmasını sağlar. Oysa cerrahi obezite ile uğraşan pek çok uzman için dumping sendromu asla sorun teşkil etmez. Çünkü hastalar açısından oldukça şiddetli belirtileri olan bu hastalıktan bir kez zarar gören hasta bir daha yüksek kalori içerikli veya karbonhidrat bakımından zengin gıdaların tüketiminden mümkün olduğunca kaçınır. Böylece kilo vermeleri düzenli ve yetkin bir şekilde gerçekleşir.

Mide için oldukça önemli olduğundan bahsettiğimiz pilor kası korunursa hastalar açısından bir avantaj daha yakalanmış olur. Klasik BPD işlemlerinde, ince bağırsağın mide ile olan bağlantısı doğrudan yapılır. Bu durum ise ülserin çok daha sık ortaya çıkması demektir. Ama bahsettiğimiz pilor kasını koruyan işlemlerin sayesinde, aynı zamanda tatminkâr bir oranda duodenom da korunmuş olur. Yeni açılan bir yol sayesinde, karaciğerden gelen safra, bu yapının içerisinden geçer ve duodenomun yapısı hem safra hem de mide asidine karşı dirayetli olduğundan, ülser risk nerdeyse tamamen ortadan kalkmış olur.

Bilimsel açıdan kanıtlanmamış olsa da, duodenomun korunması, bazı uzmanlar tarafından, kalsiyumun ve demirin daha yüksek kalitede emilmesine olanak tanıdığını belirtmektedirler.

Biliopankreatik Diversiyon-Duodenal Switch Operasyonları

Gerek Biliopankreatik Diversiyon operasyonlarında olsun, gerekse de Duodenal Switch operasyonlarında olsun, oldukça başarılı sonuçlar alınabilmektedir. Bu iki operasyon tipi de, diğer bütün bypass operasyonlarına nazaran çok azami miktarda kilo kaybı oranı yakalamıştır. Ancak, aynı oranda, her iki operasyon da, hastalarda çok fazla beslenme bozukluğu durumu ortaya çıkarabilmektedir. Özellikle, hastaların düzenli doktor kontrolüne gitmedikleri ve beslenme bozukluklarına yakalandıkları durumlarda, ölümcül sonuçları olan hastalıklar ortaya çıkabilmektedir.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch operasyonu, vücut kitle indeksi 50 kilonun üzerinde olan hastalar için uygun bir operasyon tipidir. Belirlenen bu oranın üzerinde ki hastalarda dahi, gelişen teknolojinin ve tekniklerin sayesinde, tek seansta ve başarıyla gerçekleştirilmiştir. Ancak, aşırı obezite hastalarında, 2 seans uygulaması çok daha sağlıklıdır. Bunun en önemli 2 nedeni ise, hem hastaların aşırı dozda anesteziye maruz kalmamaları hem de obeziteye bağlı artan hastalıkların oluşturduğu risklerin daha kolay minimize edilmesidir. Bu tür aşırı kilolu hastalarda, ilk etapta laparoskopik sleeve operasyon tekniği ile kolayca uygulanır. Takip eden 1 yılın ardından ise hasta çok daha fazla kilo vermiş olduğu için, tamamlayıcı olarak BPD-DS operasyonu yapılır ve çok daha kalıcı bir etki elde edilir.

Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch Operasyonlarının Sahip Oldukları Avantajlar

  • Aynı alanda uygulanan diğer tüm operasyon çeşitlerine göre, hasta, fazla miktarda yemek yeme şansına sahiptir
  • Yine diğer operasyon türlerinde sıklıkla görülen, yeme eyleminin ardından ortaya çıkan bulantı ve kusma durumu çok daha nadir görülür
  • Uzun senelere yayılan ve düzenli olarak gerçekleşen kilo kaybı sayesinde, olumlu sonuçlar çok daha etkili ve kalıcıdır
  • Daha kolay, hızlı ve pratiktir. Aynı zamanda, kilo kaybı diğer işlemlere göre çok daha belirgin olmaktadır
  • Fazla kiloların kayıp oranları, ilk yıl için %74, takip eden 5 yılın ardından ise %85 oranındadır. Aynı amaca uygun olarak yapılan Gstrik Bypass operasyonlarında ise, 5 yılın ardından %35 oranında kilo kazanımı görülebilmektedir.
  • Düzenli doktor görüşmeleri sayesinde, etkisini uzun yıllar boyunca yitirmeden devam ettirmektedir.

Peki, Bu İki Operasyonun Sahip Olduğu Riskler ve Dezavantajlar Nelerdir?

İshal : Bütün emilim kısıtlayıcı operasyon türlerinde böyle bir durum ortaya çıkabilmektedir. Özellikle ilk sene içerisinde sulu, yaygın dışkı durumu sıkça görülebilir. Ancak zaman içerisinde ince bağırsağın bu duruma alışmasıyla birlikte ortadan kalkmaktadır. Ancak kimi hastalarda, bu tip ishal durumları azalsa dahi düzenli olarak devam etmektedir.

Kötü Kokuya sahip Gaz Sorunu : Bu durum, yüksek yağ oranlı yiyeceklerin tüketilmesinden sonra ortaya çıkmaktadır. Sebebi ise yağ emiliminin bozulmasıdır.

Ömür Boyu Destek Tedavisi :Emilim konusunda sıkıntı yaşayan hastaların, hayatları süresince dışarıdan mineral ile vitamin desteği almaları gerekmektedir. Bundan dolayıdır ki, hasta ile doktorun düzenli aralıklar ile buluşmaları çok önemlidir. Demir eksikliği veyahut b12 vitamin eksikliklerinde anemi hastalığının ortaya çıkma olasılığı yüksektir. Hastalar, doktorun verdiği tavsiyelere uyarak, muhakkak kalsiyum ve bunun yanında d vitamini almalıdır. Özellikle kalsiyum alınması sayesinde, kemiklerde erime ve kırık durumları ortadan kalkacaktır.

Safra Kesesinde Taş ve çamur Oluşumu : Bpd ve duodenal switch operasyonları sonrasında, değişen ince bağırsak hormonlarından dolayı ortaya çıktığı şeklinde bir görüş vardır. Normalde duodenumdan salgılanan ve salgısı gıdalar duodenuma girdiğinde uyarılan kolesistokinin hormonu, safra kesesinin kasılmasını ve içindeki safrayı duodenuma boşaltmasına sebep olur. Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch işlemi sırasında, duodenum kısmı, besin alımına kapatılır.  Sadece ve sadece karaciğerden gelmekte olan safra ulaşımı için işlem yapar. Duodenum, besinden mahrum kaldığından dolayı, içerisinde üretilen özel bir hormonun seviyesi düşer. Safra kesesi ise kasılma olayını tam olarak yerine getiremediğinden dolayı, içerisinde bulunan safra durgunlaşır ve zaman içerisinde tortu meydana getirmeye başlar. İşte bu tortunun ismi safra çamurudur. İlerleyen zamanla birlikte, safra çamuru birikir ve katılaşarak safra taşlarını meydana getirir.

Protein eksikliği :Bahsedilen operasyonların bir diğer özelliği olarak, kalori alımında meydana gelen sınırlamadan bahsedilebilir (özellikle karbonhidrat ile yağlı gıdalardan)  Bu durum aslında son derece önemlidir, çünkü bahsedilen içerikte yüksek kaloriye sahip gıdalardan emilim yapmaya çalışan bağırsak çok fazla su çekilmesine neden olur. Bu durum ise, hastalarda, kusma, yüksek tansiyon, baş dönmesi, karın ağrısı ve daha farklı belirtiler ile kendisini gösteren dumping sendromunun varlığına işaret eder. Bu sendromun beklenilmemesi, istenmediği anlamına gelmeketedir. Gerçekleşmesini istemekte ki ana sebep ise, uygulamanın sahip olduğu etkiyi kuvvetlendirmesidir. Ancak, hasta tarafından oldukça rahatsız edici bir duruma sebebiyet veren sendromun belirtilerinden korkup, etsel gıdalardan uzak durmaya başlarsa, hastada bu sefer de bitkinlik ve halsizlik kendisini gösterecektir. Bu durum elbette ki proteine duyulan gereksinimden kaynaklanmaktadır.

Hastaların, bu süreçte karbonhidratlı gıdalardan ve yağlı besin maddelerinden aldıkları enerji azaldığı için, vücut bu eksikliğini kasların içerisinde bulunan proteini alıp, glikoza çevirerek gidermeye çalışır. Ancak bu durum hastayı belirli bir süre idare eder. Eğer halen yeterli miktarda protein vücuda girmez ise bu sefer hastada kas erimeleri oluşmaya başlar ve bitkinlik durumu ciddi boyutlara ulaşabilir. Bu duruma gelen bir hastanın mutlak surette yatarak tedaviye ve ek gıda alımına ihtiyacı vardır.

Biliopankreatik Diversiyon-Duodenal Switch Operasyona Bağlı Riskler

Kaçak oluşumu : Her türlü sindirim sistemi operasyonlarında böyle riskler bulunmaktadır. Özellikle Duodenal Switch operasyonlarında, mide boyunca uzanan uzun kesim hattı ile iki farklı ulaşım yerinde bu risk yüksektir

Karın İçi Apse Oluşumu : Kaçakların neden olabildiği bir sorundur. Pek çok türü, operasyon gerektirmeksizin düzeltilebilir. Ancak kimi durumlarda, damar yoluyla antibiyotik alınması gerekebilir. Bu gibi durumlarda hastanede yatarak tedavi olmak daha mantıklıdır.

Pulmoner Emboli ve Derin Ven Trombozu : Bacaklarda bulunan toplar damarlardan kaçan kan pıhtıları nedeniyle meydana gelmektedir. Akciğer üzerinde, hafif nefes darlığı başta olmak üzere, akciğer krizine ulaşacak boyutta, çok farklı ve çok tehlikeli rahatsızlıklara yol açabilmektedir. Gerek aşırı kiloya sahip hastalarda gerekse de bütün tıbbi ameliyatlarda olabilmesi mümkün bir risktir. Kan sulandırıcı iğnelerin, Biliopankreatik Diversiyon-Duodenal işleminden önce ya da operasyondan sonra yapılmasının nedeni budur. Switch operasyonu sonrasında, çok kısa bir zaman içerisinde hastanın yürümesi sağlanır. Hareket halinde bulunmak, ekseriyetle bacak toplardamarlarında meydana gelebilecek pıhtılanmanın önüne geçer. Böylesine çok farklı önlem alınsa dahi, bu risk tamamıyla yok edilememektedir.

Bağırsak Tıkanıklıkları : Biliopankreatik Diversiyon ve Duodenal Switch işlemlerinde, bağırsağın tıkanması durumu, operasyondan çok uzun bir zaman sonra dahi oluşabilmektedir. Kusma ve bulantı başta olmak üzere, çeşitli durumlar ile kendisini gösterebilir. Karında ağrı ve ardından halsiz düşme veya bayılma durumları olabilir. Bağırsağın ortasından kesilmesi durumunda oluşan açıklıktan başka, bağırsak bölümleri arasında sıkışmalar olabilir. Ortaya çıkan açıklıkta bağırsak sıkışırsa, fıtık hastalığı ortaya çıkmaktadır. Deliklerin kapatılması, operasyon sonrasında yapılacak dikiş uygulaması ile olur. Böylece hem bağırsak tıkanması hem de fıtık sorunu hemen hemen ortadan kaldırılmış olur.

Enfeksiyonlar

Akciğer enfeksiyonları

Geçici süreli Böbrek Rahatsızlıkları : Özellikle, operasyonun hemen ardından, hastanın yeteri kadar su almadığı zamanlarda, böbrekler yorulmaya başlar. Bunun sonucu olarak yeterli miktarda idrarı çıkartamaz. Böyle hasta hem yorgun hem de bitkin bir duruma düşer. Bu durumda hastanede damardan serum ile tedaviye ihtiyaç duyulabilir. Bu durum genellikle bir iki gün içinde oldukça basit şekilde düzelir. Çok ender vakalarda geçici olarak kanı filtreden geçirmek gerekebilir. Bu tekniğe hemodiyaliz ismi verilir. Geçici böbrek yetersizliği meydana geldiğinde böbrekleri bir süre dinlendirilmelidir. Hemodiyaliz uygulaması, bu sebeple uygulanmaktadır.

Hangi Hastalara Hangi Zamanlarda Bu Uygulamalar Yapılabilir?

BPD-DS ameliyatları, sadece hastanın hızlı bir şekilde kilo vermesini sağlamaz, aynı zamanda bu durumu uzun bir süreye yarar ve kontrol altında kalmasına yardımcı olur. Aynı zamanda, aşırı kilo alımının tetiklediği hastalıkların iyileşme sürecinde de etkisini hissettirir. Aşırı kilo alımına bağlı olarak nükseden hastalıklar içerisinde şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kolesterol artışı, kalp ve damar yolunda meydana gelen hasarlar gibi pek çok ölümle sonuçlanabilecek ciddiyette hastalık meydana gelir. Obezitenin, vücudun her bir bölgesinde, fonksiyonel bozukluklara yol açan hastalıkların tetikleyicisi olduğu artık bilinen bir gerçektir. Metobolik sendrom olarak adlandırılan bu durum, insan sağlığı açısından onarılamaz yaraların açılmasına sebebiyet vermektedir.

Biliopankreatik Diversiyonv e Duodenal Switch ameliyatları sayesinde, metobolik sendromun yıkıcı etkilerinden kurtulma şansı vardır. Vücut kitle endekslerinin değeri 50 kilogramın üzerinde olan hastalarda, hastalığa yol açabilecek kilonun neredeyse tamamı yok olmaktadır. Böylesi büyük kilo kayıpları neticesinde, metobolik sendrom ve sahip olduğu olumsuz etkilerin hepsinden hastanın kurtulması sağlanır.

BPD-DS ameliyatlarının, son yıllar içerisinde, dünya genelinde irili ufaklı merkezler tarafından, şeker hastalığını tedavi amaçlı kullanımına başlandığı artık bilinen bir gerçek olmaktadır. Bu sayede, vücut kitle endeksleri normal seviyelere yakın olan veya aşırı kiloya sahip olsa da, kritik seviyelere yaklaşmayan hastaların da obeziteden kurtulmalarına yardımcı olunmaktadır.

Aşırı ve kontrol altına alınması gereken fazla kilolu hastalar için kullanılan obezite tanımı, bu tip cerrahi müdahalelerin diğer tekniklerini denemiş (Mide Tüpü, mideye bant yapıştırılması gibi) ancak istenilen seviyede kilo kaybedememiş ya da vermiş olduğu kiloları yeniden geri kazanmaya başlayan kişiler için, tedavinin kalcılığı ayrıca uzun dönemde kilonun kontrolünün sağlanması açısından oldukça kesin çözümler sunan bir uygulamadır. Yüksek kalori oranlarına sahip gıdaların sıkça tüketilmesi durumunda, mideye bant takılması veyahut sleeve gastrektomi işlemlerinin istenilen sonucu göstermesinde oldukça olumsuz bir etkiye sahiptir. Bu tip hastalarda, muhakkak düşük kalori alımına yönelik bir uygulama yapılmalıdır. İşte BPD ile DS işlemleri gerek midenin daha fazla ufalmasını sağlaması gerekse de, bahsedilen zararlı içerikte ki gıdaların, vücut tarafından fazla alınmadan atılmalarını sağlamaktadır. Bu durum da, bahsedilen operasyon çeşitlerinin, her türlü olumsuz koşulu yaşayan hastalar üzerinde oldukça önemli ve kesin çözümler sunmasının yolunu açar.

BDD ve Duodenal Switch Operasyonlarının Ardından Nasıl Bir Beslenme Düzeni Oturtulmalıdır?

Bdd ve duodenal switch operasyonlarının ardından, tüketilen besin oranında ciddi azalmalar ortaya çıkmaktadır. Bu sayede fazla kalorilerin vücuda girişi önlenmektedir. Bu etkiler sayesinde, hastanın kilo almasının önüne geçilmiş olur.

Ancak böyle bir durumda dahi, sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanmak oldukça önemlidir;

  • Yemek miktarının, küçük porsiyonlarda olması gerekmektedir. Çünkü operasyonun hemen ardından, mideye alınan çok az miktarda gıdayla bile hasta doygunluk hissini yaşayacaktır. Gereğinden fazla ve zorlayarak yeme çabası beraberinde, bulantı, kusma, şişkinlik, ağrı gibi sorunları getirecektir.
  • Doyma hissi oluştuğu anda yemeyi bırakmak gerekir.
  • İlk zamanlarda, yenilen yemeklerin listesini tutmak gerekmektedir. Özellikle erken dönemlerde 5 ya da 6 öğün yemek yenilebilir. Bunun nedeni ise, günlük protein gibi karşılanması gereken ihtiyaçların tek bir öğünde karşılanamayacak olmasıdır. Zaman içerisinde ise midenin yemek alma potansiyeli artar ve öğün sayısı azalır.
  • Yavaş yemek yeme alışkanlığı edinmek odlukça önemlidir. Hem kişinin doyuma ulaştığını daha kolay anlaması hem de kusma ya da bunaltı gibi istenmeyen durumların ortaya çıkmaması için bu alışkanlık önemlidir. Operasyon sonrasında, midenin eskisinden çok daha ince bir hale geldiği asla unutulmamalıdır. Bunun unutulduğu ve hızlı yemek tüketiminin olduğu durumlarda, midenin altında bulunan hava dışarı çıkamayacak ve yiyecekleri dışarı itecektir. Yiyecekler dışarı itilmeseler dahi, altta kalan hava, hastanın şişkinlik, ağrı gibi olumsuzlukları hissetmesine neden olacaktır.
  • Günlük protein miktarının 100 gr altına düşmemesi oldukça önemlidir. Protein alımında kısıtlama yapılmaz, aksine alım teşvik edilir. Çünkü yorgunluk ve halsizlik gibi istenmeyen durumların önüne bu şekilde geçilmektedir. Özellikle erken dönemlerde, hastanın protein ihtiyacını hazır mamalar ile gidermesi istenir. İlerleyen zamanla beraber, hastaların kendilerinin alacağı protein miktarı yeterli seviyeye gelecektir.
  • Yağlı besinlerden olabildiğince uzak kalmak bir diğer önemli durumdur. Bunun sebebi ise, kişinin değişen metabolizması nedeniyle, yağ emiliminin eskisi gibi yapılamamasıdır. Bu durum da, kötü kokulu ve sulu dışkılamayı beraberinde getirecektir. Ayrıca kilo kaybının istenilen seviyeye gelmesi için de yağlı yiyeceklerin tüketiminden sakınmak oldukça önemli bir yere sahiptir.
  • Su ana sıvı olmalıdır
  • Gazlı içeceklerden kesinlikle uzak durulmalıdır.
  • Hamur işleri, tatlılardan ve yüksek un içerikli gıdaları tüketmemek oldukça önemlidir. Bu tür gıdaların aşırı tüketilmesi kusma ve bunaltı gibi durumları tetikleyici bir durumdur. Bunun yanında, başta karında hissedilen ağrı olmak üzere pek çok farklı şikâyete neden olabilir. Hatta kilo kaybetmenin durmasına ve gerilemelere sebebiyet verebilir. Zengin lif stoğuna sahip sebzelerin ve meyvelerin bolca tüketilmesi tavsiye edilir. Eğer illa ekmek yenmek isteniyorsa, beyaz undan yapılmış ve lif yönünden fakir ekmekler yerine, farklı hammaddelere sahip ve yukarıda sayılan özelliklere benzer ürünlerin tüketilmesi faydalı olacaktır.
  • Yemekler ile beraber asla sıvı tüketilmemelidir. Bu alışkanlıktan mümkün olduğunca uzak durmak gerekmektedir. Katı gıda ile birlikte yutulan su midede ani basınç yükselmelerine neden olacaktır. Ağrı, kusma ve bulantı meydana gelecektir. Yemeklerden en az 30 dakika evvel su tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Tıpkı yemeklerde olduğu gibi, yavaş yavaş tüketim tavsiye edilmektedir. Bol kaloriye sahip içeceklerden kesinlikle uzak durulmalıdır.

Bu önerilere uyulması, yüksek yaşam kalitesinin oturtulması için bir lüks değil zorunluluk olmaktadır. Elbette ki doktorunuz ve diğer alanlarda uzman kişiler ile özel durumlarınızı paylaşmak ve bu doğrultuda değişiklikler yapmak, uygulamalara daha kolay uyum sağlamayı getirecektir.

Operasyon sonrasında, erken dönemlerde, su gibi saf ve tane barındırmayan sıvıların tüketilmesi hastanın yararına olacaktır. Ancak zaman ilerledikçe, taneli ve yoğun kıvamda içeceklerin alınmasına yavaş tan da olsa başlanabilir. Yağdan yoksun süt veya gerçek meyvelerden sıkılma meyve suları bu örnek kapsamına girmektedir. Operasyon sonrasında ki ilk 1 ayın sonunda, püre haline getirilmiş yiyeceklerin alımı daha rahat bir hale gelecektir. Bu dönem içerisinde, kıyma haline getirilmiş et içerikli sebzelerin tüketimi oldukça faydalı olacaktır. İlk dönemlerde, hasta protein ihtiyacını protein açsından zengin süt ve süt ürünleri, haşlanmış yumurta (rafadan) ile karşılayabilirken, ilerleyen dönemle beraber, ek protein kaynaklarından (protein tozları veya içerik bakımından yüksek mamalar) yararlanması bir gerekliliktir.

Operasyondan sonraki 1. Aydan sonra, pişirimi yüksek kalitede yani iyi pişirilmiş tavuksal ve balıksal gıdaların yemekler içerisine eklenmesine başlanır. İki ay geçtikten sonra ise her türlü gıdanın alımına tekrar başlanabilir. Ancak iyi pişirilme ve taze tüketim gibi şartların yerine getirilmesi mecburidir. Erken dönemler için, diyetisyen tarafından, beslenme alışkanlığına yönelik ayrıntılı bir liste hastaya verilmektedir.

Duodenal Switch İçin Mineral ve Vitamin destekleri

Bahsedilen işlemleri (BPD – DS) yaptırmayı düşünen hastaların her türlü beslenme alışkanlığı ayrıntılı olarak incelenir. Bu rutin bir uygulamadır. Bu sayede, hastanın mineral ve vitamin seviyelerinin, operasyondan önceki durumları ortaya çıkartılır. Hasta, bu yönlerden eksiğe sahip olmasa dahi, ilaç verilmesi ile operasyondan önceki döneme başlangıç yapılır.

Operasyonun Öncesindeki Dönemde Hazırlanma

Dodex 1000mcg ampül: Yüksek oranda B12 vitaminine sahiptir. Operasyon öncesinde kalçaya tek bir kez uygulanır. Operasyondan sonraki ilk yıl boyunca 3 aya bir kere olmak üzere devam ettirilir.

Venofer Ampul: Damar yoluyla, demir eksikliğini gidermek amacıyla uygulanır. Operasyona başlanmadan önce 10 günlük süreçte başlanır.3 güne 3 ampul olmak üzere günde 1 kere yapılır.

Ameliyattan sonraki süreç için vitamin verilmesi

Bu uygulamanın, hastanın bütün hayatınca devam edeceğini unutmaması gerekir. Erken dönemlerde yutulmasında zorlanılan vitaminler, ezilerek toz halinde yutulabilir.

  • SUPRADYN® draje 2 tane/gün
  • APİKOBAL® tablet 2 tane/gün
  • Cal-D-VitA 1000 mg efervesan tablet 4 tane/gün
  • Vegaferon Fort film tablet 100 mg 2 tane/gün

Bütün bu uygulamalar, doktor tarafından, operasyon bitiminde, hastalara iletilir. Bu ilaçların doktor tavsiyesine uygun ve düzenli aralıklarla alınması, BPD – DS İşleminden istenilen verimin alınabilmesi için oldukça önemli bir yere sahiptir.

 

Bir önceki yazımız olan Gastrik Bypass Ameliyatlarının Dezavantajları Nelerdir? başlıklı makalemizde Gastrik Bypass Ameliyatları hakkında bilgiler verilmektedir.

YAZAR HAKKINDA

Cansu Tanrıkulu Cansu Tanrıkulu Obezitehaber.com İçerik Editörü.
Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

*

code

Bumerang - Yazarkafe
  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM
2017-05-17 23:06:18
Birgen Kivanc: 15 bin tl ödedim.
2017-05-16 00:05:18
2017-05-16 00:03:59
2017-05-15 20:47:17
Hocam benim kilom 160 mide amaliyatı olmak istiyorum ama maddi durumum yok neyapa bilirim bana yardımcı olabilirmisini şimdiden teşekkür ederim: Yorumunuz
2017-05-13 19:33:16

Tüp Mide Ameliyatı

Obezite Cerrahisi

Mide Küçültme Ameliyatı

Obezite Ameliyatı Şehirler Ve Doktorlar